Hüseyin Nihal
ATSIZ Bey´in babası, Gümüşhane ilinin Dorul
ilcesinin Midi köyünden “Çiftcioğulları” ailesine
mensup (Deniz Makina Önyüzbaşısı) Hüseyin Ağa´nin
oğlu (Deniz Güverte Binbaşı) Mehmet Nail Bey olup;
annesi ise, Trabzon´un kadıoğulları ailesinden
(Deniz Yarbayı) O)sman Fevzi Bey´in kızı fatma
Zehra Hanım´dır
Atsız´ın babası Mehmet Nail Bey (1877-1944)
donanmaya girer ve Deniz Güverte Binbaşlığına
kadar terfi eder. 1903 yılındaYüzbaşı iken ilk eşi
Fatma Zehra Hanim´la evlenir. Bu evlilikten, 12
Ocak 1905´de Hüseyin Nihal, 1 Mayıs 1910´da Ahmet
Necdet (SANCAR) ve Aralık 1912´de de Fatma Nezihe
(ÇİFTÇİOGLU) olmak üzere üç çocuğu olur.
Atsız, ilkokula, altı yaşında, Kadıköy´de ki
Fransız okul´unda başlar. Fakat çok geçmeden,
çıkan bir yangında okulun yanması sonucu aynı
semtteki Alman Okulu´na verilir (1911). Bir süre
sonra, Kızıldeniz´de bulunan Malatya ganbotunun
suvarisi olan babasının yanına gider.Bu arada
Türk-İtalyan savaşı çıkar ve ganbotun İstanbul´un
emri ile Süveyş´e sığınması üzerine Atsız´da bir
kaç ay Fransız okuluna devam eder.
İstanbul sultanisi´nin onuncu sınıfında iken
(1922) , imtihanla Askeri Tıbbiye ´ye girer.
Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesi´nde üç ay kadar
yardımcı öğretmenlik yapar. Bilahere Deniz Yollar´ının
“Mahmut Şevket Paşa” adlı vapurunda katip olarak
calışır ve birkaç seferde katılır. Ancak bu işden
tatmin olmaz ve 1926 yılında İstanbul Darulfünunu´nun
(üniversitesinin) Edebiyat Fakültesinin yatılı
kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi´ne kaydolur.
Atsız fakülteden mezun olduktan sonra, Hocası
Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için
aracılık eder ve sekiz yıllık mecburi hizmetlerini
affettirerek, kendi yanına asistan olarak alır.
(25 Ocak 1931)
15 Mayıs 1931´de “ATSIZ MECMUA” yı çıkartmaya
başlar. Yazı kadrosuna M.Fuat Köprülü, Zeki Velidi
Togan, Abdulkadir İnan gibi ilim adamlarınında
dahil bulunduğu bu “Türkçü ve Köyçü” dergi, Ziya
Gökalp´ten sonra Cumhurriyet döneminde Türkçülük
çiğrını açar. Dergi, 25 Eylül 1932 tarihine kadar
17 sayı çıkar. Atsız, ORHUN dergisinin 1 Mart
1944´te rihli 15. sayısında , İsmail Hakkı
Baltacıoğlu´nun 1944 Şubat´ında Halkevinde verdiği
konferansta koministlerin küstah hareketleri ve
sözleri nedeniyle, devrin başkşnı Sükrü Saraçoğlu´na
hiben bir “Açık Mektup” yayınlar. Bir yıl önceki
Türkçe sözleri hatırlatılarak “solculuğun müsamaha
ve kayitsizliktan faydalanarak sinsi sinsi
ilerlediğini” açıklar. Bunu ikinci Mektup takip
eder. Yurdun her yerinden ilgi gören açık
mektuplar, kisa zamanda ülkenin gündemini mesgul
etmeye baslar. Bu durumdan tedirgin olan zamanın
Milli Eğitim Bakanı tarafından, Atsız´ın Boğaziçi
Lisesin´deki Edebiyat ögretmenliği görevine 7
Nisan 1944 tarihinde son verir. Dergi kapatılır ve
Atsız hakkında dadava açılır.
Atsız İstanbul´da oturduğu için, trenle Ankara´ya
gider, garda binlerce genç tarafından
karşılaşılır. Birçok genc tutuklanır. Mahkeme,
Atsız´ı 4 ay hapis cezasinada mahkum ederse de
daha önce mahkumiyeti olmadığı ve iyi hali
gözedilerek, cezalarının teciline karar verir.
“Irkçılık-Turancılık” davası , 7 Eylül 1944 den
itibaren haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam
ederse 29 Mart 1945 tarihli duruşmada , Atsız 6,5
yıla arkadaşlarıda muhtelif cezalara mahkum
edilirler. Temyüz üzere Askeri Yargıtay kararı
esastan bozar. Atsız, 1,5 yil kadar tutuklu
kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye
edilir.
1950-1951 öğrenim yılının başında Haydar Paşa
Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine getirilen Atsız,
burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs´in
kutlamalari icin Ankara´da verdiği ilmi bir
konferans bahane edilerek öğretmenlikten alındı ve
Süleymaniye Kütüphanesindeki eski görevine iade
edildi. (1952).Burada 17 yil calıştıktan sonra
1969´da emekliye ayrildi.
1950-1952 yılarında yayınlanan haftalık Orhun
dergisinin başyazarliğini yaptı. 1962´de kurulan
Türkçüler Derneği´nin genel başkşnlığını üstlendi.
1964´den vefatina kadar Ötüken dergisini
yayınladı. Ötüken´de bölücülük hareketlerine karşı
dikkatleri ceken yazıları sebebiyle kendisi
“bölücülük” iddiası ile suclanarak yargılandı.
Fikir hareketini yürütmek, Allah´tan başka
kimsenin önünde eğilmemeyi, Allah´tan başka
kimseden korkmamayı, dünya ile ilgili arzu ve
ihtiyaçlara tenezzül etmemeyi gerektirir ki, her
zaman saygı ve hayranlıkla andığımız Atsız; baş
eğmeyen, diz çökmeyen ve bütün baskılara rağmen
susmayan, susturulamayan bir dava adamı olarak,
arkasından silinmez izler bırakarak tarihe
geçmiştir.
Nihal Atsız son derece mütevazi imkanlar içinde
yaşamasına rağmen, Türk Edebiyatı´nın ve türk
fikir hayatının en değerli eserlerine dev boyutta
eserler katmış ve tek başına Türk Milliyetçiliği´nin
akademisi haline gelmiştir.
O hep vatanı için
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim
Bir ülkünün muhabbetinin zirvesindeyim
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
YOLLARIN
SONU
Bugün
yolanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardından saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.
Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte giden tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı yanımda.
Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünlü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topu da bir sokak kaltağına.
İster düşün... Kendini ister hayale kaptır....
Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.
Ey doğunun alnımı serınleten rüzgarı !
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları.
Düştüğü yer uzakta “DİLEK” adlı bir saray.